MSI üye olmak için tıklayınız.

Aciklama 4
Aciklama 5
Aciklama 6






Aciklama 3

DİĞER YAZILARIMIZ

E - mail : editor@milscint.com




TEVFİK UYAR - Görkemli Tarihin, Görkemli Koruyucusu: TSK- [28.07.2005 ]

Tarihe bakıldığında, Türklerin eski din anlayışlarına göre “İlhanlık” kurma çabası içinde oldukları, “il” kelimesinin asıl anlamının ise “barış” olduğu görülür. İlci demek barışçı demektir. İl''in simgesi olan Gök Tanrı, barış tanrısıdır. İlhan da barış dininin yayıcısıdır. Türk İlhanları, bütün Türk illerini barışa çağırmışlar, bütün hakanlara oğlum diye hitap etmişlerdir. Atalarımızın bütün savaşları, sürekli ve geniş bir barış alanı kurmak için gerçekleşmiştir.

Atamızın bizlere bıraktığı yurt ve cihanda barışın sağlanması ve idamesi görevini amaç edinen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin faaliyetlerini yerinde izlemek için Genel Kurmay Başkanlığı’nın davetlisi olarak 14- 17 Haziran 2005 tarihleri arasında Kosova ve Bosna Hersek’teydik. Genel Kurmay Harekât Başkanı Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, İstanbul Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Halil Helvacıoğlu, Hava Kuvvetleri Plan Harekât Daire Başkanı Hava Tuğgeneral Atilla Özler, Deniz Kuvvetleri MEBS Başkanı Tuğamiral Ahmet Şenol, Kara Kuvvetleri İstihkâm Daire Başkanı Tuğgeneral Veysi Sunal, Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Kurmay Albay Taner Düvenci ve Kültür Bakanlığı görevlileri ile birlikte gittiğimiz bu topraklardan izlenimlerimizin tamamını anlatmak çok zor da olsa, TSK’nin oradaki erdemli faaliyetlerini bir kaç sayfaya sığdırmaya çalışıyor ve sizi bu engin denizle baş başa bırakıyoruz.

Bir Yitik Ülke: KOSOVA

1389 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Kosova, 1912’de Arnavutların çıkardığı bir isyan neticesinde çıkan Birinci Balkan Harbi’nde Sırpların eline geçti. Birinci Dünya Savaşı’nda bir müddet Avusturya-Macaristan işgali altında kalsa da 1918’de tekrar Sırpların oldu. 1951 yılında Yugoslav hakimiyetinin altındaki Türklerin ulusal azınlık sayılmasıyla sakin günler geçiren Kosova halkının mutlu günleri, 1953 yılında Türkiye ve Yugoslavya arasında yapılan bir antlaşmaya göre Türkiye’ye göç izninin çıkarılmasından sonra, etnik temizlik maksadıyla yapılan göçe zorlayışların etkisiyle sona erdi. 1945 ile 1966 yılları arasında Yugoslavya’dan göç edenlerin sayısı 246 bin’e ulaştı.

1963 yılında Kosova’ya özerk bölge statüsü verildi ve 1974’te çıkarılan anayasa ile Arnavutlara eşitlik statüsü tanındı. Fakat 1989 yılında Sırbistan Meclisi’nin Kosova’nın özerkliğini iptal eden yeni bir yasa çıkartması ve bölgedeki Arnavutların çeşitli insan hakları ihlallerine maruz kalmaya başlaması, Kosova Kurtuluş Örgütü UÇK’nın kurulmasına neden oldu. 1996’da UÇK’nın terör örgütü ilan edilmesi ve bölgede başlayan saldırıların ardından, 1998 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’nın da sorunları çözememesi ve ayrıca 1999 Şubat’ında Paris’te yapılan diplomatik anlaşmayı Sırpların imzalamaması üzerine NATO devreye girerek, 23 Mart 1999 tarihinde Sırbistan ve Karadağ’a karşı hava harekâtı başlattı. 10 Haziran 1999 tarihinde ise Kosova Gücü ve BM Geçici Kosova Yönetimi bölgeye girdi.

NATO şemsiyesi altında görevlendirilen Kosova Türk Tabur Görev Kuvveti ise 1 Temmuz 1999 tarihinde Ankara Mamak’taki kışlasından kara, hava ve demiryolu ile Kosova’ya intikaline başladı. 4 Temmuz’da Kosova’ya intikalini tamamlayan ve hemen göreve başlayan Türk birlikleri, Barışı Destekleme Harekâtı görevinde, ülkeler arası yapılan ikili anlaşmalar gereği, 28 Eylül 1999 tarihinde Azerbaycan ve Gürcistan takımlarını da komutası altına alarak faaliyetlerine devam ediyor.

Eski Topraklara Yolculuk

Kosova’nın Prizren adlı şirin şehrinin çıkışındaki Sultan Murat Kışlası’na dönen yolun başındaki tabelada Türkçe ve yöre halkının dilinde yazılmış “Yurtta sulh, cihanda sulh” özdeyişi, Türk Ordusu’nun oradaki amacı ve faaliyetleri hakkında yeterince bilgi veriyor. Barışın idamesi yanında şehrin yeniden yapılandırılmasına katkıda bulunan ve halka moral veren TSK, atalarımızın Kosova toprakları üzerinde bulunan mirasına da sahip çıkıyor.

Prizren’deki, içerisinde üç türbe bulunan Osmanlı Mezarlığı, şehrin önemli tarihi eserleri arasında. Birkaç yıl öncesine kadar moloz yığınından başka hiçbir şeye benzemeyen ve mezar olduğu anlaşılmayan bölge, Kosova Türk Tabur Görev Kuvveti (KTTGK) ve Gazi Üniversitesi’nden gelen bilim adamlarınca projelendirilmiş. Birinci safhası biten proje ile alan moloz yığınlarından kurtularak tekrar mezarlık görünümüne kavuşurken, projenin ikinci safhası ile alana banklar, çeşmeler ve yollar yerleştirilmesi ve mezarlık hakkında bilgi içeren bir giriş kapısının koyulması planlanıyor.

Bölgedeki bir diğer Osmanlı eseri ise Namazgâh, nam-ı diğer Kırık Cami. Fatih Sultan Mehmet’in Prizren şehrini fethettiği gün olan 21 Haziran 1455 tarihinde açıkta namaz kılmak amacıyla inşa edilmiş olan ve kıble tarafındaki mihrap yerine dikili bir taş bulunan Namazgâh, Yugoslavya döneminde kasıtlı olarak zamanın tahribatına bırakılmış. Namazgâh’ın bulunduğu yerde önceden bir sağlık ocağı ve bir de depo varken, yerel halktan ve resmi-sivil kuruluşlardan gelen yoğun istek üzerine KTTGK 12 Ekim 2001’de Namazgâh yenileme çalışmalarına başlamış. Çalışmalara, Namazgâhı işgal eden sağlık ocağının ve deponun yıkımı ile başlayan KTTGK, 5 Nisan 2002’de Namazgâh’ı her etnik grubun katılımıyla gerçekleşen büyük bir törenle halkın hizmetine açmış. KTTGK’nın şehrin yeniden yapılandırılmasına bulunduğu katkı sadece bu kadarla sınırlı değil. TSK, yaptığı 185 km yol bakım ve onarımı, 1330 metre kanalizasyon kazısı, 1665 metre içme suyu hattı kazısı ve çok sayıda park ve çevre düzenlemeleri ile halkın moralini ve rahatını en üst düzeyde tutmak için çalışıyor.

Kosova’da meydana gelen yerel otorite boşluğu sonucunda bölgede hakim olan BM yönetiminin bağladığı 48 avroluk düşük miktardaki maaşla yetinmeye çalışan emeklilerin yardımına da koşan TSK, Emekliler Derneği’ni kurmuş. İnsani yardım fonundan her hafta yaklaşık 200 avro değerinde ilaç yardımı yapan dernek, bu kadar düşük maaşla geçinmeye çalışan ve hiçbir sosyal güvencesi olmayan Prizrenli emeklilerin umut ışığı durumunda. Emekliler Derneği’nde sadece her hafta periyodik kontrollerden geçirilen yaşlılar değil, her yaştan insan tedavi olabiliyor. TSK’nın Kosova’daki sağlık hizmetleri sadece Emekliler Derneği ile sınırlı değil. Bugüne değin, 6 bin 348 çocuk aşılanmış, 2 bin 495 çocuk sünnet ettirilmiş, 166 hasta ameliyat edilmiş ve 17 hasta da tedavi için Türkiye’ye gönderilmiş. Tüm sağlık hizmetleri için harcanan rakam ise 1.147.423 avro.

Dernek üyesi emekli bir amcamıza, tedavilerini gerçekleştiren ve hatta gerekli durumlarda hastaları Türkiye’de ameliyat ettiren ve elindeki her türlü imkânı Prizrenliler için kullanan TSK hakkındaki görüşlerini sorduk. Verdiği cevap çok şey ifade ediyordu: “Türk taburumuzdan, Türk milletinden Allah razı olsun. Yardımdan fazlasını yapıyorlar. Allah başımızdan eksik etmesin. Ne lazımsa yapıyorlar. Söyleyecek söz bulamıyorum. Hasta oğlumu da burada tedavi ettirdim. Erinden subayına kadar, 70 yaşında olan bana bugünleri gösterdiği için Türk Ordusu’na teşekkür ediyorum.”

Halkın sağlığı haricinde güvenliğiyle de yakından ilgilenen TSK, kontrol noktaları aracılığıyla bölgeye silahlı unsurların sızmasını engellemek, kara yolları üzerinde trafiği denetlemek, Kosova bölgesinde silah ve mühimmat kaçakçılığını önlemek ve sorumluluk bölgesinde, KFOR Komutanlığı tarafından verilen emirler doğrultusunda emniyet ve asayişi sağlamak maksadıyla araç ve personel aramaları da yapıyor. Kontrol Noktası Faaliyeti, bizim unsurlarımızla birlikte Kosova Yerel Polisi ve Birleşmiş Milletler Polisi ile müşterek olarak icra ediliyor. Bu faaliyetlerin icrası esnasında yerel lisanı bilen tercüman, sağlık personeli ve Patlayıcı Madde Keşif ve İmha Timi de görev yapıyor. TSK mensuplarının aramalar esnasında insanlara oldukça kibar davranması, Türk askerine olan güvenin daha da pekişmesinde büyük rol oynuyor.

Goranîlerin Kenti Dragaş

Türk askerinin görev yaptığı diğer bir yerleşim birimi olan Dragaş’ta, Türk birliklerinin yanı sıra Azeri takımı da bulunuyor. Mehter Marşı ile birlikte bir taraftan “Türkiye”, bir taraftan “Azerbaycan” sloganlarıyla karşılandığımız bölgede “Türkiye’nin havasını getirdiniz” diyerek konuşmasına başlayan Yüzbaşı Altınsoy ve Azerbaycan takım komutanı tarafından, Dragaş’ta iki ülke tek millet anlayışı ile görev yapıldığının özellikle altı çizildi.

KTTGK, Prizren’de, TSK’nın görev yaptığı her yerde olduğu gibi, sivil halk ile işbirliği içerisinde ülkenin yapılandırılması, halkın moralinin yüksek tutulması ve insani değerlerin kıymetlerini yitirmemesi için faaliyetlerde bulunuyor. Dragaş’ta yürütülen bu faaliyetler arasında ev hanımlarına yönelik, Belediye ve Zübeyde Hanım Türk Kadınlar Derneği’nin de katkılarıyla tesis edilen biçki-dikiş kursu da yer alıyor. Burada eğitilen her yaştan kadın, öğrendikleri bilgiler ve edindikleri yetenekler ile vasıflı bir insan olmanın mutluluğunu yaşarken, ürettikleri ile de ev ekonomilerine katkı sağlıyor. Halkın yoğun isteğiyle açılan bir diğer kurs olan Dragaş Türkçe Kursu’nda bugüne dek kadın-erkek 300 Kosovalı eğitim görmüş.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan belediye başkanı, Türk Ordusu’na müteşekkir olduklarına, özellikle yol yapım çalışmalarında Türk Ordusu’nun çok yardımcı olduğuna dikkat çekti.

TSK, şehir içerisindeki yoksul aileleri de tespit ederek, maddi manevi her türlü yardımda bulunuyor. Bir erzak ve ev eşyası teslimi sırasında karşılaştığımız Fetah Dede, kendisinden iki yaş küçük eşi 66 yaşındaki Mahmudiye Nine ve savaştan sonra yetim kaldığı için evlat edindikleri genç oğluna nasıl bakacağını bilemezken TSK’nın Hızır gibi yetiştiğini ve Türk milletine nasıl teşekkür edeceğini bilemediğini söyledi.

Yardımların karşılığını halkın büyük sevgisi ile alan TSK’nın oradaki etkilerini açıkça görmüş olmaktan biz de büyük mutluluk ve gurur duyduk. Öyle ki; ne bir Türk, ne bir Arnavut, ne bir Hırvat, ne de bir Sırp şehri olan Dragaş, Goranî adı verilen, kökenlerini bilmeyen bir halka ait. TSK faaliyetleri nedeniyle kendini tamamıyla Türk hisseden halk, sorduğumuz zaman “Türküm” diyor. Hatta 1999’da mayın temizleme çalışmaları esnasında orada şehit düşen Hava Kıdemli Başçavuş Hüseyin Kutlu’nun şehitliğini de hiçbir zaman yalnız bırakmıyor. Dragaş halkı vatan evladımıza kendi şehidiymişçesine sahip çıkarak, onu da bağrına basmış. 1999’da koyulan çelenkleri kaldırmayı bile saygısızlık olarak gören halk, kendi şehitlerini anarken, hiçbir ayrım gözetmeksizin bu şehitlik başına da geliyor ve onun için de gözyaşı döküyor. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir mi? Ne mutluydu onlara ve bize! Zaten Atatürk de “Ne mutlu Türküm diyene” demiyor mu?

Tarihe Direnen Mamuşa Köyü

Okulda anlatılan dersin, camilerde verilen vaazın, yakılan türkülerin Türkçe olduğu ve halkının sahip olduğu kültürden hiçbir zaman vazgeçmediği ancak bu yüzden önceki Yugoslavya hükümetlerince çeşitli hizmetlerden mahrum bırakılarak cezalandırılmış bir Türk köyü Mamuşa. Evrensel sulh ilkesi ışığında, soydaşlarımızın müreffeh bir hayat sürmesi gerektiğine inanan TSK, bu mazlum halkın da yardımına koşmuş. Unuttuğumuz ve hatta varlığından bihaber olduğumuz, fakat bizleri Atatürk Portreleri ve Osmanlı sancağı resimleriyle karşılayan halkın tüm eğitim ve sağlık hizmetlerinin idamesini üzerine alan TSK, köye bir lise, bir sağlık ocağı, bir kütüphane ve bir de bilgisayar laboratuarı tesis etmiş. Köyün yollarıyla da ilgilenen TSK, halkın istekleriyle doğrudan ilgileniyor.

“En büyük Türkiye, başka büyük yok” sözleriyle, halkın büyük bir coşkuyla bizleri kucaklaması, onların bizlere duyduğu sevginin açık bir göstergesiydi. Tarihimizin bir olduğu millet bize al bayraklarla kucak açmışken, köyün semalarında onuncu yıl marşı inliyordu.

Aslında Kosova’da Türkçe eğitimin kökleri yirminci yüzyılın ortalarına dayanıyor. 1951 yılında Kosova’da Türkçe eğitim yapılmasına izin verilmesiyle birlikte bu köyde de bir ilköğretim okulu açılmış, fakat köyde bir lise bulunmadığı için öğrenciler, öğrenime Prizren’de devam etmek zorunda kalmışlardır. Mamuşa halkı, muhafazakâr yapıları sebebiyle kızlarını şehirdeki liselere göndermek istemedikleri için lise açılana dek sadece ve sadece iki kız öğrenci lise eğitimi alabilmiş. İşte bu yüzden, Mamuşa’daki Türklerin eğitim-öğretim seviyesini yükseltmek ve kız çocuklarının da öğrenim görmesini temin etmek için Genelkurmay Başkanlığı tarafından Mamuşa’da lise düzeyinde öğrenim verecek bir okulun yaptırılması uygun görülerek bunun için maddi kaynak sağlanmıştır. 15 Nisan 2002 tarihinde hizmete açılan, TSK mensubu Subay ve Astsubayların da bağışlarıyla katkıda bulundukları Mamuşa Lisesinde şu an 64 öğrenci öğrenim görüyor.

TSK Mamuşa’da da eğitimin yanı sıra sağlık hizmetleri veriyor. 2001 yılında KTTGK bir proje başlatarak Mamuşa’da kullanılamaz durumda olan eski sağlık ocağının yıktırmış ve yerine ismini büyük Türk tıp bilimcisi İbn-i Sina’dan alan yeni bir sağlık ocağı hizmete açmış. Diş ünitesi ise ayrıca Türkiye’den gönderilen bu sağlık ocağı, Mamuşa ile birlikte 4 köye daha hizmet veriyor.

Avrupa’nın Ortasında Müslüman Bir Devlet: Bosna Hersek

Adını ortasından geçen Bosna nehrinden alan Müslüman bir devlet Bosna Hersek. Kurşun delikleriyle dolu virane binalar ve kilometrekarelerce alan kaplayan şehitliklerin gölgesinde geçmişin kötü anılarını ve acılarını gömmeye çalışan, Boşnak, Hırvat ve Sırp kökenli bir halk karşılıyor bizi burada. Ancak Bosna Hersek’in Kosova’dan çok çok gelişmiş olduğu, Henüz Saray Bosna Havalimanı’nda iken anlaşılıyordu.

Bosna ve Bosna’da TSK

Eski Yugoslavya Federal Cumhuriyeti topraklarında kurulan devletlerden biri Bosna Hersek Cumhuriyeti. Bosna-Hersek, sırasıyla Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Yugoslavya Krallığı ve Eski Federal Yugoslavya Cumhuriyeti içerisinde yer aldı. 1980 yılında Mareşal Tito’nun ölmesi ile başkanlık seçimleri çıkmaza girdi ve 25 Haziran 1991’de Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlığını ilan etti. 27 Haziran 1991 tarihinde Yugoslav Federal Ordusu ile Hırvatistan Ordusu arasında çatışmalar başladı ve 1 Mart 1992 tarihinde Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi ile Yugoslavya dağıldı.

Avrupa Topluluğunun, 6 Nisan 1992 tarihinde Bosna Hersek’in bağımsızlığını tanıması üzerine, Bosna Sırp Ordusu Saray Bosna’yı kuşatarak Boşnaklara karşı saldırılara başladı. Başlangıçta tek cephede Bosna Sırp Ordusu’na karşı savaşan Boşnak Ordusu, 24 Nisan 1993’ten itibaren Bosnalı Hırvatlarla da, önce Travnik ve Donjı-vakuf’ta sonrada Mostar’da çatışmaya girdi.

1993 ve 1994 yıllarında savaş devam etti ve 1 Mart 1994 tarihinde imzalanan Washington antlaşması ile Boşnaklar ve Boşnaklı Hırvatlar arasında federasyon tesis edildi. Boşnak ve Boşnak-Hırvat orduları, 4- 5 Ağustos 1995 tarihlerinde başlattıkları karşı taarruz ile, Bosna Hersek’in yüzde 51’ini kontrol altına aldı. Bosna işgal edilirken görmemezlikten gelen Batı, bu gelişme üzerine 14 Ağustos 1995 tarihinde ABD öncülüğünde barış girişimleri başlattı, 14 Eylül 1995 tarihinde ateşkes sağladı. Şu an içinde bulunulan Dayton sürecinin başlamış olduğu bu tarihte, ABD’nin Dayton şehrinde görüşmeler yapıldı ve bir ön anlaşmaya varıldı. Ardından 14 Aralık 1995 tarihinde Paris’te Bosna-Hersek Barış Antlaşması imzalandı.

Bosna Hersek sorununa çözüm bulmak maksadıyla 21 Şubat 1992– 20 Aralık 1995 tarihleri arasında UNPROFOR (BM Koruma Gücü) ismiyle çok uluslu bir kuvvet bölgede görev yaptı. Müteakiben NATO liderliğinde IFOR (Barış Uygulama Gücü), 20 Aralık 1995 tarihinden itibaren göreve başladı. Aynı güç, bir yıl sonra adını SFOR (Barış İstikrar Kuvveti) olarak değiştirdi ve İstanbul’daki NATO zirvesinde alınan bir kararla SFOR’un sorumluluğu 2 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği’ne devredildi.

Boşnakların, fiziki bir komşuluk bulunmamasına rağmen kendilerini Türkiye’ye çok yakın hissetmeleri ve Türkiye’den destek beklemeleri sonucunda, BM Güvenlik konseyi kararıyla Türkiye 1400 kişilik alay seviyesinde bir Türk Mekanize Görev Kuvveti’ni 4 Ağustos 1994 tarihinde Zenica’ya gönderdi. Görevi NATO’nun devralmasına müteakip 20 Aralık 1994’te bu birlik Tugay seviyesine çıkarılarak IFOR’a tahsis edildi. Türk birliği, IFOR’dan sonra SFOR ve daha sonra da EUFOR’a dahil edildi.

EUFOR Çok Uluslu Görev Kuvveti (ÇUGK), İngiltere liderliğindeki ÇUGK (Kuzey-Batı) ve İspanya liderliğindeki ÇUGK (Güney-Doğu) isimleri altında görev yapıyor. 34 ülkenin katkıda bulunduğu harekâtta en çok katkısı olan 5. ülke konumunda bulunan Türkiye, EUFOR karargâhında altı aylık sürelerle 9 subay ve 1 astsubay olmak üzere toplam 10 TSK mensubu bulunduruyor.

Bugün, Bosna Hersek Çok Uluslu Manevra Taburu; Keşif, Nezaret ve Güvenlik devriyeleri, Operasyon, İrtibat ve Gözlem Faaliyetleri (LOT), Gözlemleme, Kontrol Noktası, Eskort, Sivil Asker İşbirliği Faaliyetleri ve EMASYA görevlerini icra ediyor.

Acının Bıraktıkları

YEK (Yerinden Edilmişler Kampı), savaş zamanında yerlerinden edilmiş, fakat göç ettikleri bölgede de tutunamamış, dönüp dönmemek konusunda kararsız kalmış yoksul ailelerin barınma, eğitim, sağlık ihtiyaçlarının giderildiği, 1994’te Norveç tarafından kurulmuş ve bugün TSK öncülüğünde idamesi süren bir kamp. Subay ve Astsubayların üye olduğu fondan alınan gelirle 27 aile barındıran YEK kampında halk prefabrik evlere yerleştirilmiş, çocukların eğitimi için bir okul yapılmış ve sağlık hizmetleri için de bir sağlık birimi tesis edilmiş. TSK ve TSK mensuplarının yardımlarının yanı sıra, Türk Kızılayı da bu bölgeye yardım taşıyor. Fakat kampta çok verimli topraklar olmasına rağmen kamp halkının orada kendi besinlerini çıkarmak için dahi olsa herhangi bir tarım faaliyetinde bulunmaması dikkatimizi çekti.

Zenica’da bulunan Zenica Üniversitesi de, TSK ve Türkiye’deki bazı üniversitelerle işbirliği içerisinde olup, gelişmeye çalışıyor. Bünyesinde çok sayıda fakültesi bulunan Zenica Üniversitesi, halkın yoğun isteğiyle ilk öğrencisini bu sene almak üzere Türkoloji bölümü açıyor. Bir anfiye Atatürk adı verilen Türkoloji bölümünün Bosna Hersek’lilerce ilgi göreceği öngörülüyor.

Bosna Hersek’in yeniden yapılandırılması ve halkın refah seviyesinin yükseltilmesi için uğraş veren TSK’nın Zenica’daki faaliyetlerinden biride inşasını gerçekleştirdiği Türk parkı. Şehirdeki tek halı sahayı da içinde barındıran Türk parkı, şehrin genç ve çocuklarının uğrak mekânı halinde. Ayrıca, şehirdeki yoksul aileler tesbit edilip gönüllü subay ve astsubayların maaşlarından kesinti yapılarak bu ailelere yardım yapılıyor. “Kardeş Aile” denen bu sistemden onlarca aile yararlanıyor.

LOT konseptinin oluşturulmasına öncülük eden TSK, Bosna’daki LOT evleri faaliyetlerinde de katılımcı olarak yer alıyor. İrtibat ve gözlem faaliyetlerinin yürütüldüğü LOT evlerinin amacı; bir istihbarat örgütü gibi gizliden halkın arasına karışarak değil de, bir asker olarak köy köy, kasaba kasaba dolaşarak, oradaki halkın nabzını tutarak bilgi toplamak ve olası bir etnik çatışmayı önceden haber alıp, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak ve bu çatışmayı henüz vuku bulmadan engellemek olarak tanımlanıyor. Kendilerine tahsis edilen standart evlerde yaşayan LOT evi personeli, gün içerisinde irtibat sağlamak ve gözlem yapmak üzere çevre köy ve kasabaları gezerek, tüm gözlemlerini bir rapor haline getirip karargâhtaki ilgili subaya sunuyor.

15 Haziran’da gerçekleşen Visoko LOT evinin açılışı Törenden sonra sırası ile Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, Hava Tuğgeneral Atilla Özler ve Tuğamiral Ahmet Şenol, LOT evi bahçesine çam ağacı diktiler. Daha sonra Fin komutan Mika Peltanen’in de katılımıyla, LOT evi veranda girişinde bulunan kurdele Korgeneralimiz tarafından kesildi. LOT evi gezildikten sonra bölge çocuklarının hazırlamış olduğu gösteri izlendi ve ikramlarda bulunuldu.

Dragaş/Kosova’da olduğu gibi TSK, Zenica kentinde de bir Türkçe kursu açmış. Ders esnasında izleme şansı yakaladığımız bu kursta, kursun niteliği ve faydalarını bizzat değerlendirme fırsatımız oldu. Basın turu kapsamındaki bu ziyaret esnasında kurs öğrencileri, öğrendikleri Türkçeyi nasıl kullandıklarını da bizlere gösterdiler. Her yaştan Boşnak’ın Türkçe öğrendiği bu kurslarda, dilin derste öğretilmesi haricinde Türkçe tiyatro, şiir okuma, Türkçe şarkı söyleme gibi etkinlikler de sürdürülüyor.

Fatih Sultan Mehmet Kışlası

Bosna’da görev yapan Türk Kuvvetleri’nin karargâhı’nın yer değiştirme ihtiyacının doğması sonucu, 17 Haziran’da Türk birlikleri yeni bir kışlaya taşınmış. Kosova’daki kışlaya Sultan Murat adını veren TSK, Bosna’daki bu kışlaya “Fatih Sultan Mehmet Kışlası” adını vermiş. Açılışına katıldığımız Fatih Sultan Mehmet Kışlası, Türk birliklerinin ihtiyacını daha iyi karşılamanın yanı sıra, şehrin merkezine daha yakın bir bölgedeki geniş bir alan üzerine kurulmuş. Fatih Sultan Mehmet Kışlası’nın ana bina girişinde bulunan kurdele, daha önce Visoko LOT evinde olduğu gibi, Korgeneral Metin Yavuz Yalçın ve Fin komutan Tuğg. Mika Peltonen tarafından birlikte kesildi.

İzlenimler

Bu yolculuk boyunca çok şey gördük ve çok şey yaşadık, ancak gördüğümüz her şey, gezdiğimiz her yer, konuştuğumuz her insan bizlere “yıkım”ı anlatıyordu. Kâinatın en zeki varlığını, kâinatın en cani varlığına dönüştüren savaşın insanlığa yakışmadığı muhakkak. Atatürk’ün, “Harp, yurt müdafaası söz konusu olmadıkça cinayettir” ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” gibi özdeyişleri, savaşın, mecbur kalmadıkça başvurulmaması gereken bir yol olduğunu en güzel bir biçimde gösteriyor.

Biz Türk Milleti olarak, tarih boyunca hep barıştan yana olduk.

Bugün de değişen bir şey yok.

TSK, yurtta olduğu gibi, cihanda da barışın sürdürülebilmesi için elinden geleni yaparak, bu doğrultudaki milli anlayışımızı en iyi şekilde temsil ediyor. Bugün TSK, atalarımız Osmanlıların barışı sürdürdüğü o topraklardaki mirasını devralmış, onların atalarının atalarımıza duyduğu güveni geri kazanmıştır.

 


Bu haber 10339 defa okunmuştur.

DİĞER YAZILARIMIZ