Ana Sayfa Manşet Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail DEMİR: “Sektörün gelişiminde karşılaşılan zorlukların aşılmasında en büyük kolaylaştırıcı etmen, tüm tarafların amacının ortak olması: ‘Belli bir ürünü, belli bir performansta, yerli ve milli bir şekilde ortaya çıkarma.’”

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail DEMİR: “Sektörün gelişiminde karşılaşılan zorlukların aşılmasında en büyük kolaylaştırıcı etmen, tüm tarafların amacının ortak olması: ‘Belli bir ürünü, belli bir performansta, yerli ve milli bir şekilde ortaya çıkarma.’”

MSI Dergisi’nin kurulmasının ana nedenlerinden biri de sektörümüz açısından, adeta nehrin yatağını değiştiren, 2004 Mayıs tarihli Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı oldu. O toplantıda alınan kararlarla, bugün envantere girmiş platformlarımız, Türk şirketlerinin ana yükleniciliğinde geliştirildi. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, bu başarının arkasındaki etmenleri, bu süreçte basının rolünü ve sektörün geleceği ile ilgili önemli konuları, MSI Dergisi’nin 200. sayısının okuyucuları için değerlendirdi.

MSI Dergisi: Başkanım, sizinle öncelikle söyleşimizin ilk birkaç sorusu kapsamında, 2004 yılı ve sonrasında, Savunma Sanayii Başkanlığının (SSB), Türk savunma ve havacılık sektörünün gelişiminde oynadığı rolü konuşmak istiyoruz. SSB, sektörün özgün ürünler geliştirmeye başladığı ve bu durumun, projelerle ilgili riskleri arttırdığı bir dönemde, projelerin yönetimi konusunda neleri başardı ve sonuçta, hem son kullanıcı mağdur olmadı hem de özgün ürünler ortaya çıkabildi?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Sadece savunma ve havacılık sektöründe değil her alanda son kullanıcılar, bir an önce ürüne ulaşmak ve onu kullanmak ister. Ayrıca bu ürünün de en iyisi olmasını ister. Türkiye ve savunma ve havacılık sektörü özelinde konuşulması gereken şey ise bu ortamda, sanayi ve teknolojide belirli bir mesafe geride kaldığımız ortada iken ürün geliştirmede, yerli sanayiyi nasıl devreye alabileceğimizdi. Cevap ise “sabırlı ve ısrarlı” bir süreç işletmekti.

Bu süreci, birilerinin tetiklemesi ve ısrarla uygulaması gerekiyordu. Bu işi son kullanıcıya bıraktığınızda, belki bazı kişisel inisiyatiflerle bu sabrın gösterildiği örnekler olabiliyordu; ancak bu örnekler, sürdürülebilir olmuyordu. SSB ise bu sürekliliği sağlayan bir rol oynadı. Son kullanıcının da belli bir ölçüde desteğini alarak “Yerli ürüne ağırlık verelim; yabancı ürün yerine, yerli sanayine güvenelim!” vurgusunu ısrarla yaptık. SSB’nin varlığı, bu vurguyu canlı tuttu, hiçbir zaman gündemden düşmemesini sağladı. Bunu başaramasaydık yerlilik vurgusu, sıklıkla “Yerli üründe şu sorun çıktı”, “Yabancı ürünle karşılaştırdığımızda yerli üründe şu zafiyetler var” gibi bahanelerle ikinci plana atılacaktı.

Bu süreçte SSB olarak, yabancı kaynaklı tedarik projelerinde, yabancı tedarikçilerin yerli sanayiye ne kadar katkıda bulunacakları ve yerli sanayiyi geliştirmek için ne yapacakları ile ilgili de sürekli bir gündem oluşturduk. Yeri geldi, “Daha fazla ürün almak yerine, yerli sanayiye şunları yaptırabilir miyim, şu teknolojiyi kazandırabilir miyim?” gibi sorgulamalarla yerlilik oranını arttırmaya çalıştık.

Yerli sanayiyi, hem son kullanıcı hem sektör kamuoyu hem de yabancı paydaşlar nezdinde sürekli gündemde ve canlı tutmak, bence bu süreçte üstlendiğimiz en önemli rol oldu.

Proje yönetimindeki yetkinliğimiz ve projelere hakimiyetimiz de bu süreçte giderek gelişen kabiliyetlerimiz oldu.

Diğer kamu alımları ve tedariklerinde de bizim, savunma ve havacılık sektöründe hayata geçirdiğimize benzer bir yaklaşımın olması, sanayileşme anlamında, Milli Teknoloji Hamlesi’ni başarıya ulaştıracak bir unsur olabilir. Benzer bir modelin, bugün Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından benimsenmeye başlandığını, memnuniyetle izliyoruz. Bununla birlikte, modelin kendisinin yanında, modelin uygulanması da kendi içinde birçok dinamik içeriyor. Bu dinamiklerin çok dikkatli analiz edilip potansiyel risklerin görülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor.

Amacımız, yerli sanayimizi belli bir seviyeye getirmek. Bu, bir anda olan bir şey değil. Diğer tarafta da kullanıcı ürün bekliyor. Bu iki konuda bir denge oluşturmak lazım. Ürün bekleyen tarafın istediği performansa sahip ürünü, zamanında vermeniz gerekiyor. Diğer taraftan da sanayinizi, bunu başaracak yetkinliğe getirmeniz gerekiyor.

Ortak Amacımız: Yerli ve Milli Ürünler

MSI Dergisi: Geriye dönüp baktığınızda, bu süreçte, SSB’nin yaşadığı en büyük zorluklar neler oldu ve bunları aşmayı nasıl başardınız?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Amacımız, yerli sanayimizi belli bir seviyeye getirmek. Bu, bir anda olan bir şey değil. Diğer tarafta da kullanıcı ürün bekliyor. Bu iki konuda bir denge oluşturmak lazım. Ürün bekleyen tarafın istediği performansa sahip ürünü, zamanında vermeniz gerekiyor. Diğer taraftan da sanayinizi, bunu başaracak yetkinliğe getirmeniz gerekiyor. Konunun bu iki yönünde de aksaklıklar olması, işin tabiatında var. Verdiğiniz ürünün performansında bazı eksiklikler ya da ürünün hazır olmasında gecikmeler olabiliyor. Bu sefer de kullanıcının bazı fedakârlıklar yapmasını istiyorsunuz. Kullanıcıyı belli ölçüde fedakârlığa ikna etmek, diğer taraftan da sanayiciyi belli bir seviyeye çekmek; bu ikisi arasında dengeyi kurmak, bunu yaptıracak mekanizmaları işler hale getirmek gerekiyor. Nedir ilk akla gelen mekanizma? Ceza. Fakat ceza her şeyi çözmüyor. Çünkü SSB’nin asli görevleri arasında, savunma sanayisini geliştirmek var. Bir şirkete, bir yapıya ceza kesmek, savunma sanayisini geliştirmek anlamına gelmiyor. Cezai unsurları, teşvik unsurlarına çevirip hem sanayiyi canlı tutan hem de kullanıcıyı memnun eden bir süreç getirmemiz gerekiyor. Ayrıca, kullanıcının performans eksikliği ya da gecikme olarak gördüğü meseleleri hassasiyetle masaya yatırmamız ve bu meseleleri çözmek için uğraştığımızı ve bu yolda mesafe aldığımızı göstermeniz de çok önemli. Bunları yaptığımız zaman, en başta bahsettiğim dengeyi oluşturabiliriz. SSB’nin, her zaman bu dengeyi sağlayan ve koruyan bir rolde olması gerekiyor. Bu, sorduğunuz zorluklardan birincisi.

İkincisi ise kaynakların etkin kullanımı ve maliyet etkinlik. Baktığımızda, ilk aşamada ürünümüz yok. Ürün olsun diye maliyet unsurları ikinci plana atılabiliyor. Diğer yandan, ürün ortaya çıktıkça, maliyet-etkinliğin daha ön planda olması gerekiyor. Şirketlerimizin, başlardaki görece daha rahat çalışma ortamlarının; hızla daha verimli, daha maliyet etkin çözümleri ortaya koyabilecek ortamlara dönüştürülmesini sağlamak da başka bir zorluk.

Kullanıcıyı belli ölçüde fedakârlığa ikna etmek, diğer taraftan da sanayiciyi belli bir seviyeye çekmek; bu ikisi arasında dengeyi kurmak, bunu yaptıracak mekanizmaları işler hale getirmek gerekiyor. Nedir ilk akla gelen mekanizma? Ceza. Fakat ceza her şeyi çözmüyor. Çünkü SSB’nin asli görevleri arasında, savunma sanayisini geliştirmek var. Bir şirkete, bir yapıya ceza kesmek, savunma sanayisini geliştirmek anlamına gelmiyor. Cezai unsurları, teşvik unsurlarına çevirip hem sanayiyi canlı tutan hem de kullanıcıyı memnun eden bir süreç getirmemiz gerekiyor.

Üçüncü bir zorluk da ihtiyacın nasıl belirleneceği ile ilgili süreci, doğru bir şekilde oturtmak. Hep süregelen yaklaşım, “Kullanıcı ve ihtiyaç makamı talebi belirler, bunu bildirir, tedarik makamı ise talebi yerine getirir.” şeklinde olmuş. Ama “Talebin belirlenmesi nasıl bir süreç olmalıdır? Talep, hangi detayda belirlenir?” soruları pek sorulmamış. Burada da zamanla evrime uğrayan ve gelişen bir süreç yaşadık; hala da yaşıyoruz. İlk zamanlarda, ihtiyaç makamı projeleri tanımlarken çok detaylı bir şekilde, en ince ayrıntıya kadar iniyordu. Ancak en ince ayrıntıya kadar indiğinizde, özellikle sanayiyle ve teknolojiyle birebir ilişkiniz yoksa en optimum çözüme ulaşmanız mümkün olmuyor. İhtiyaç makamları ile kurduğumuz diyalog sayesinde, artık tedarik makamı olarak biz de “Bu ayrıntılar böyle mi olmalı? Çözüm böyle mi olmalı?” gibi sorular soruyoruz. Aldığımız cevaplara göre de daha maliyet-etkin ya da daha hızlı hazır hale gelebilecek çözüm alternatifleri önerebiliyoruz. Ya da kademe kademe devreye alınacak süreçleri içeren farklı çözümler önerebiliyoruz. Yine de burada dengeleri bulmak ve onları korumak her zaman kolay değil.

Bahsettiklerimin yanı sıra irili ufaklı başka zorluklarla da karşılaşıyoruz. Sektörün gelişiminde karşılaşılan zorlukların aşılmasında en büyük kolaylaştırıcı etmen ise tüm tarafların amacının ortak olması: “Belli bir ürünü, belli bir performansta, yerli ve milli bir şekilde ortaya çıkarma.” Bu amaca kimsenin itirazı yok. “Madem amaç bu, amaca ulaşma yöntemlerinde, detaylarda zaten anlaşırız!” diyoruz ve sürekli bu amaç birliğini masada tutarak bir sinerji oluşturabiliyoruz.

MSI Dergisi: Bu süreçte, SSB, kuruluşunda kendisine verilen yetki ve imkânlarla sınırlı kalmadı ve mevzuatta yapılan gerekli değişiklikler sonrasında, yeni uygulamaları da devreye aldı. SSTEK’in kuruluşu, bu konuda akla gelen ilk örnekler arasında yer alıyor. Bu yeni uygulamalar, fikirden eyleme, nasıl bir süreçte hayata geçti? Bu uygulamaların, sektörün gelişimine katkıları ya da faydaları neler oldu?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Aslında kavramsal düzeyde gözden kaçan bazı unsurlar vardı ve biz, bu unsurlara daha fazla dikkat çektik diyebiliriz. Bunlardan bir tanesi, sıklıkla dile getirdiğim gibi, bizim kullandığımız fonun adında yer alıyor: Savunma Sanayii Destekleme Fonu. Savunma sanayisinin desteklenmesi kavramı, bizim asli görevlerimiz arasında var ve fonun kullanım amacı da bu olmalı. Uygulama olarak da sanayiyi geliştirecek çalışmaların öncelik taşıması gerekiyor.

Savunma sanayisi, Türkiye’de, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin öncülüğünde faaliyet gösteren; daha çok bu şirketlerin iş aldığı ve işi dağıttığı bir sektör. Biz, Türk savunma sanayisinin gelişmesini; bir taraftan vakıf şirketleri entegratör rolünü oynarken sektörün tabanının da genişlemesini istiyoruz.

Özel sektörün devreye girmesi de önemli bir husus. Tabii özel sektör söz konusu olduğunda, kârlılık ve sektöre yatırım yapmanın ne ölçüde cazip göründüğü hususları da var. Belli alanlar kârlı görülebilir. Teknolojik derinlik de gerektiren bazı özel alanlarda ise bazen hiçbir firma bulunmuyor. Bazen bir dağınıklık oluyor, bazen de uygulamaya geçirilemeyen bir potansiyel oluyor.

SSTEK fikri de tüm bu anlattıklarımın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Sektörde boş kalmış bir alan varsa oraya destek sağlamayı hedefledik. Müteşebbis ruhu olan, belirli bir fikri ve teknolojiyi hayata geçirme yeteneği olan; fakat uygulamaya geçmede, şu veya bu sebeple yetersiz kalan yapılar var ise; çok iyi fikirler var ise veya dağınık bir yapı var da bunun belli bir amaca yönlendirilmesi gerekiyorsa bunları tespit edelim istedik. Bu yapılara cesaret vermeyi, gerekirse bu yapılara ortak olarak, sermayedar olarak girmeyi ve bu yapıları ayağa kaldırıp ilgili ürünü ortaya çıkartmayı planladık. Teknolojik olarak derinleşebilmemiz için, SSTEK gibi bir yapıya ihtiyaç vardı.

Savunma ve havacılık sanayisinin Türkiye’de popülerleşmesi ile işin bazen hamaset ve reklam boyutları da ortaya çıkıyor. Burada da kantarın topuzunu kaçırmamak gerekiyor. Kantarın topuzunu kaçırmayacak, yani içinde gerçek haberi veren; hamasete değil, teknik bilgiye dayanan, güvenilir bir kaynak lazım. Burada, MSI Dergisi’nin rolünü çok önemli buluyorum.

SSTEK, bahsettiğim destekleri verebilmesi için ne gerekiyorsa onu yapıyor. Örneğin, eğer kendisinin bir şirket kurması gerekiyorsa kuruyor. Sonrasında ise bu şirkete, yavaş yavaş sektörden ortaklar alıyor. SSTEK’in temel amacı, girişimlerini, sürdürülebilir bir yapı kazanana kadar desteklemek; sonrasında ise tamamen çekilmek ya da az bir hisse ile küçük ortak olarak kalmak; böylece varlığının oluşturacağı desteği devam ettirmek.

Amacımız, hiçbir zaman SSTEK’in hâkim olduğu, bir devlet yapısını canlı tutmak değil. SSTEK’i, asla ve kat’a sektöre devletin el atması gibi görmemek lazım. Zaman zaman bu tür yorumlarla karşı karşıya kalıyoruz. Tekrar tekrar altını çizmek istediğimiz husus, SSTEK yapısının, sırf bir canlandırma, bir enerji verme, bir aşı olma, bir ayağa kaldırma rolünün olduğudur.

Biz, özel sektöre ve bu sektörün canlılığının sürekli olmasına inanıyoruz. Diğer yandan, şu da bilinen bir gerçek ki savunma sanayisi, özel sektörün, her zaman devletten iş aldığı; ürünlerini de istediği şekilde her yere satamadığı, çok özel bir alan. O yüzden, devlet teması her zaman olacaktır. Bu da konunun bir gerçeği.

MSI Dergisi, Dengeyi Çok İyi Kuruyor

MSI Dergisi: 2004 yılından itibaren yaşanan sürece, sektör basını nasıl bir katkı verdi? Burada, 200’üncü sayısını okuyucuları ile buluşturmaya hazırlanan MSI Dergisi için de bir değerlendirme yapar mısınız?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Sektördergilerinin birkaç rolü var. İlki, sektöre ilgi duyan gençlerin ihtiyaç duyduğu haber ve bilgi akışını canlı tutmaları. Mesela çeşitli etkinlikler düzenliyoruz ve bu etkinlikler, gençlere heyecan veriyor diyoruz; ama sektör dergileri de bu misyon için çok önemli. Türkiye’de böyle yayınların olmasının, halk ve gençlik nezdinde bir etkisi var. Çünkü içinizde; savunma, havacılık ve teknolojiye yönelik bir ilgi varsa, bu alanları takip edebileceğiniz kaynaklara ihtiyaç duyarsınız. İçeriden haber alabileceğiniz, yeni gelişmelerin detaylarını öğrenebileceğiniz kaynaklar önemlidir. Kendimden örnek vereyim. 1970’li yılların sonuna denk gelen gençlik dönemimde, o zamanki M5 dergisini hevesle okurdum. General Dynamics, Rockwell gibi şirketlere mektuplar da yazardım. Onlar da broşürler, resimler yollardı. Odamın her tarafı o resimlerle doluydu.

Tabii savunma ve havacılık sanayisinin Türkiye’de popülerleşmesi ile işin bazen hamaset ve reklam boyutları da ortaya çıkıyor. Burada da kantarın topuzunu kaçırmamak gerekiyor. Kantarın topuzunu kaçırmayacak, yani içinde gerçek haberi veren; hamasete değil, teknik bilgiye dayanan, güvenilir bir kaynak lazım. Burada, MSI Dergisi’nin rolünü çok önemli buluyorum. Çünkü konuyu abartan ya da tam tersine küçülten ya da aşağılamaya çalışan, eksik göstermeye çalışan yapılar da var. Hem iç kamuoyuna hem de dış kamuoyuna, güvenilir bilgi sunabilmemiz lazım. Bu noktada MSI Dergisi, Türkiye’de neler olup bittiğini, yapılan işleri duyurmak açısından önemli bir bilgi kaynağı.

Bir de işin magazin boyutu var. Tamamen teknolojiye odaklanırsanız daha dar bir kesime ulaşıyorsunuz. İyice magazinleşirseniz de hamasete doğru gidiyor. Magazin boyutuyla teknoloji boyutunu dengelemek gerekiyor. MSI Dergisi’nin, burada da dengeyi çok iyi kurduğu yönünde bir gözlemim var.

Tüm bu meseleler arasında, belki de bizim daha hızlı ilerlememizi önleyen bir konu da SSB’nin rolünün zaman zaman doğru anlaşılamaması. Biz, sektörün önünü açan, destekleyen, teknolojik gelişmeleri sürekli önde tutan bir kurumuz. Bütün oyuncularla; Türkiye’nin teknolojik altyapısını oluşturan her türlü organ ve kuruluşla çok yakın bir iş birliğimizin ve bağımızın olması gerekiyor. Bu bağ kurulduğu zaman, Türkiye’nin bütün yetkinliğini kullanıyoruz diyebiliriz. Tüm yetkinliği kullanamamak, büyük bir israf ve eksiklik olur ki bizim buna tahammülümüz yok.

Bu İş; Güven, İnanç ve Milli Duygularla Başarılabilir

MSI Dergisi: Türk savunma ve havacılık sanayisinin, bugün ulaştığı yeri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk savunma ve havacılık sanayisinin bugününde iyileştirme gerektiren noktalar neler? Bunlarla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Sektörde iyi bir yürüyüşümüz var; ama koşmamız gerekiyor. İyileştirmemiz gereken birçok husus var. Bunları söylediğimiz zaman, kurum içindeki ve sektördeki arkadaşlara bazen haksızlık gibi geliyor; ama eksiklikleri görüp onların üzerine gitmek de asli bir işimiz.

Önümüzde, çözmemiz gereken bir sürü problem var. Bunlarla uğraşırken de en başta güven ve inancın olması, milli duyguların olması gerekiyor. Özellikle koşmamız gereken bir ortamda, “Finansman koyalım, bir ekip oluşturalım, bu arkadaşlar bu işi yaparlar!” demek, işin sadece bir yönü; hatta eksik kalacak bir yönü. Onun üstüne milli duyguyu, heyecanı, adanmışlığı koymazsanız, bizim konumumuzda bir ülke için işler çok iyi gitmeyebilir. Çarkların rahat döndüğü, belli bir teknoloji seviyesini yakalamış bir ülkede bu parametreler belki önemli değil; ama bizim bu milli duyguyu koymamız; bu inancı ve bu heyecanı oluşturmamız gerekiyor. Bu inancın ve heyecanın sürekli canlı tutulması, önceliklerimizden biri. Gençlerle ilgili programlara önem vermemizin bir sebebi de bu.

Sektörde çok başlılık sorunlarımız var. Ekosistemin genişlemesi ve dengelenmesi meselesi var. Ürünlerin ve teknolojilerin farklı sektörlerde kullanımı konusu var. İhracatın arttırılması ve desteklenmesi konusu var. Rollerin doğru paylaşılması için yapılması gerekenler var. Çünkü belli popüler alanlara çok sayıda şirket saldırırken belli alanların boş kalması gibi bir tehlike ile karşı karşıyayız. Bunları görmek ve ona göre yönlendirme yapmamız gerekiyor.

Burada çok önem verdiğimiz bir konu, hevesli ve gayretli sektör oyuncularının ve gençlerin önünü tıkayabilecek güçlükleri yok etmek; onların önünü açan çalışmalar yapmak. SSTEK, Vizyoner Genç, EYDEP gibi çalışmalarımız, hep bu amaca yönelik.

Tüm bu meseleler arasında, belki de bizim daha hızlı ilerlememizi önleyen bir konu da SSB’nin rolünün zaman zaman doğru anlaşılamaması. Biz, sektörün önünü açan, destekleyen, teknolojik gelişmeleri sürekli önde tutan bir kurumuz. Bütün oyuncularla; Türkiye’nin teknolojik altyapısını oluşturan her türlü organ ve kuruluşla çok yakın bir iş birliğimizin ve bağımızın olması gerekiyor. Bu bağ kurulduğu zaman, Türkiye’nin bütün yetkinliğini kullanıyoruz diyebiliriz. Tüm yetkinliği kullanamamak, büyük bir israf ve eksiklik olur ki bizim buna tahammülümüz yok. Burada, kurumlar arası ilişki, güven, denge, sahiplenme gibi meselelerin; hiçbir şekilde kapris yapmadan, çok samimiyetle masada olması ve geliştirilmesi gerekiyor. Nihai hedefin ne olduğunu bilirsek o hedefe birlikte ilerleyebiliriz. Yarın bir gün, çok ihtiyaç duyulan bir ürünü hala kullanıcıya verememişsek hangi kurumun ne yaptığına değil ürünün ortada olup olmadığına bakılacaktır. Ürün olmadığında ise bu hepimizin hatası olacaktır. Bu açıdan da bu koordinasyon, eşgüdüm ve iş birliğinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

MSI Dergisi: Bu noktada şunu sormak istiyoruz: Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, tedarikin SSB tarafından yapılması gerektiğine yönelik mesajlarını nasıl yorumlamalıyız?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Bunlar net mesajlar; bizlere de sürekli özelde verilen mesajlar. SSB gibi bir başkanlığın olmasının asli rolüne de atıfta bulunuyor bu mesajlar. Savunma sanayisi ekosisteminin sahibi belli ve adres de SSB’dir.

Ancak “tedarik” kelimesi, bazen yanlış anlaşılabiliyor. Ben, bizim fonun adına da bu nedenle özellikle dikkat çekiyorum.

Her ülkenin silahlı kuvvetlerinin, güvenlik güçlerinin belirli ihtiyaçları var. Askerinizin elbiseye, bota, çantaya, atacak mermiye ihtiyacı var. Envanterdeki sistemlerin günlük bakım-onarım ihtiyaçları var. Bunlar, bir bakanlık bünyesinde, zaten günlük işlerin yürüyebilmesi için gerçekleşen normal tedarik süreçleri. Bunlar, ilgili birimler bünyesinde yapılabilir; ancak bunların dışında, siz bir teknolojiye ihtiyaç duyuyorsanız, bir ürün geliştirecekseniz, burada SSB gibi bir yapının olması gerekiyor.

Bugün güvenlik güçlerinin, istihbarat teşkilatının, silahlı kuvvetlerin yapması gereken asli bir iş var. Bu işi yaparken de ihtiyaç duydukları teknolojiler, platformlar, sistemler ve cihazlar var. Bunların geliştirilmesi ile uğraşmak yerine, sadece talep edip nihai ürünü almak kadar rahat bir şey olamayacağını düşünüyorum. Biz, “Geliştirmeye, nasıl olacağına kafa yormak yerine, alanda hangi performansı istediğinizi belirleyin, işi bize teslim edin.” diyoruz. Tabii bu süreçte, her zaman için ihtiyaç makamı ile de iş birliği yapmak gerekiyor. Zaten bizim tüm projelerimizde, değerlendirme gruplarında, test/kalifikasyon/kabul gruplarında, her zaman ihtiyaç makamlarından ilgililer mutlaka bulunuyor.

“Kim; ne yapacak, neyi tedarik edecek, neyi alacak, neyi geliştirecek?” karmaşasının ortadan kalkması gerekiyor. Cumhurbaşkanımızın verdiği mesajların da asli unsuru bu. Dikkat ederseniz SSB’ye yönelik eleştiriler de var bu mesajlarda. Bizim de iç süreçlerimizi, çalışma yöntemlerimizi iyileştirmemizi istiyor.

Zaman zaman bir ihracat şirketi kurmak gibi bir seçenek gündeme geliyor. Böyle bir şirket kurmak ne kadar yapılabilir bir şeydir, o tartışmaları tekrar yapmak lazım. Fakat adına ne dersek diyelim; yönlendiren, hâkim olan, koordine eden bir yapının, önümüzde duran bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

İhracat için Yeni Bir Yapılanmaya İhtiyaç Var

MSI Dergisi: Sektörün ticari anlamda sürdürülebilirliği açısından ihracatın önemine, sıklıkla vurgu yapıyorsunuz. Sektörün ihracat konusundaki performansı ile ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Her zaman söylüyoruz: Savunma sanayisi ihracatı, hiçbir zaman sadece ticari bir konu değil. İçinde siyasetin, jeopolitik durumun da olduğu bir dizi konu var. Örneğin, ülkenin teknolojik seviyesi hakkında oluşturulan algı önemli. Bu algının, sürekli pozitif yönde geliştiğini görüyoruz. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonlarda kullanılan yerli ürünlerle elde edilen başarılar, Türkiye’ye gözlerin daha dikkatle çevrilmesine neden oldu. Bu dikkatle çevrilme, özellikle batılı ülkeler açısından, Türkiye’ye ambargo ve çeşitli parça kısıtlamaları olarak dönerken diğer ülkeler nezdinde ise iş birliği odaklı pozitif bir yaklaşım olarak kendisini gösteriyor.

Firmalar tarafına geldiğimizde; vakıf şirketleri,sektörün amiral gemileri olarak, ihracat faaliyetlerini kendi başlarına ve bağımsız olarak sürdürüyorlar. Zaman zaman ihracat faaliyetlerinin daha verimli bir hale getirilmesi ve bu faaliyetlerin belli bir yapıya kanalize edilmesi, belli bir çatı altında toplanması gibi fikirler gündeme geliyor. Genelde bu tür fikirlere çok sıcak bakılmadığını görüyorum. Herkes kendi göbeğini kendisi kesmekle daha mutlu gibi. Ama biz neticeye baktığımızda, büyük ihracat başarılarının, istenilen sayıda ve seviyede olmadığını da görüyoruz.

Gelelim bizim yapısal sorunlarımıza. Bu işin, yapısal olarak yeniden organize edilmesi gerektiği aslında çok net. Özellikle vakıf şirketlerinin, artık kendi başlarına gidip, aynı ülkede, bir kaç tane farklı ofis açmalarına, temsilcilik kurmalarına dur dememiz gerekiyor. Bir koordinasyon lazım. Aynı alandaki özel sektör şirketlerinin, yurt dışında birbirlerini ayaklarına basmasının da önlenmesi lazım.

Roketsan tarafından geliştirilen ATMACA Satıhtan Satha Güdümlü Mermi gibi mühimmat çözümleri, sektörün geliştirdiği platformları destekliyor.

Burada ince bir dengeyi tutturmak da önemli. O yüzden biraz daha hassas ve dikkatli olup, meseleyi zamana yayarak çözmek istiyoruz. Ne çok kısıtlayıcı olacaksınız; “Tamam, ben bir yapı kurdum, buradan izinsiz adım atamazsınız, mal satamazsınız.” gibi sert bir duruş sergileyeceksiniz ne de “Herkes istediği gibi yapsın.” gibi çok gevşek bir duruş sergileyeceksiniz. Burada dengeleyici, yönlendirici, gerektiğinde öldürücü rekabetin önüne geçen; ama tüm bu faaliyetler sırasında haksızlık yapılmasını önleyen bir yapı gerekiyor.

Zaman zaman bir ihracat şirketi kurmak gibi bir seçenek gündeme geliyor. Böyle bir şirket kurmak ne kadar yapılabilir bir şeydir, o tartışmaları tekrar yapmak lazım. Fakat adına ne dersek diyelim; yönlendiren, hâkim olan, koordine eden bir yapı, önümüzde duran bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Sektörün de içinde olacağı; SSI-SASAD ilişkisine benzer şekilde, devletin sivil inisiyatifle beraber olacağı bir yapının olması gerekiyor. Bu yapının, ileride ortaya çıkabilecek çeşitli şikâyetleri de önleyecek, adil; ama yönlendirici, ülkemizin uluslararası itibarını da yüceltecek bir yapı olması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu, sektörle beraber oturup ele almamız gerekiyor.

Burada bir de ihracat izinleri meselesi var. Bu konu, şu anda Milli Savunma Bakanlığımızın uhdesinde. Bizim yürüttüğümüz projeler çerçevesinde ihracat izinlerinin verilmesi konusunda, fikirlerimizin alınıyor olması önemli. Yine de bu konuda iyi bir koordinasyonun, ihracat performansımızın artması açısından çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

MSI Dergisi: Sektör basınının, sektörün geleceğinde nasıl bir rol oynaması gerektiğini değerlendiriyorsunuz? Beklentileriniz neler?

Prof. Dr. İsmail DEMİR: Birincisi,sektör basınının, gerçek resmi göstermekle ilgili hassas olması lazım. İkincisi, sektörün geniş tabana yayılması ile ilgili olarak, sağda solda bizim de dikkatimizden kaçmış olabilecek yetkinlikleri, potansiyeli olan kabiliyetleri, şirket yapılanmalarını, sivil sektörde olup da savunmaya katkı yapabilecekleri öne çıkartabilmesi gerekiyor. Sektör yayınları vasıtasıyla bunlara dikkat çekilmesi ve bunlara cesaret verilmesi, bence çok önemli. Ayrıca sektör basınının radarlarının açık olması ve yurt dışında bize örnek olabilecek faaliyetleri ve teknolojileri de gündeme getirmesi, çok yararlı olabilir.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’e, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

 595 Toplam Görüntüleme,  2 Günlük Görüntüleme

İlgili İçerikler

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda bilgi sahibi olduğunuzu düşünüyoruz, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Detaylı bilgi almak için tıklayın.