Ana Sayfa Manşet Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Serdar Hüseyin YILDIRIM: “Gelişmekte olan uzay sektörümüzün, dünya ile rekabet edebilen sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını hedefliyoruz.”

Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Serdar Hüseyin YILDIRIM: “Gelişmekte olan uzay sektörümüzün, dünya ile rekabet edebilen sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını hedefliyoruz.”

Şebnem ASİL / s.asil@savunmahaber.com
Ümit BAYRAKTAR / ubayraktar@savunmahaber.com
K. Burak CODUR / b.codur@savunmahaber.com

Milli Uzay Programı, 9 Şubat’ta gerçekleştirilen lansman töreninde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı ve bütün gözler, Türkiye Uzay Ajansı’na (TUA) çevrildi. Programın; Türk savunma, havacılık ve uzay sanayisine neler getireceğini, Türkiye Uzay Ajansı Başkanlığının yanı sıra Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de yürüten Serdar Hüseyin Yıldırım’dan dinledik.

MSI Dergisi: Serdar Bey, Milli Uzay Programı’nın açıklanması ile TUA, bir dizi zorlu görevi de üstlenmiş oldu. Öncelikle size ve ekibinize başarılar diliyoruz. Konunun birçok yönü ve ayrıntısı var. Ancak biz, MSI Dergisi olarak, izinizle konuya; savunma, havacılık ve uzay sanayimiz açısından yaklaşmak istiyoruz. İlk olarak, genel bir çerçeve çizebilmek için Türkiye’deki uzay sektörünün genel durumunu nasıl değerlendirdiğinizi sormak istiyoruz size.

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Uzay çağının başlangıcını, Sputnik uydusunun 1957’de fırlatılması olarak aldığımızda, Türkiye’nin, o dönemden beri, bazı konularda geç kalmış olsa da önemli çalışmalar yapmış olduğunu görüyoruz. Özellikle son 20 senedir, uydu tasarımı ve üretimi konusunda ciddi mesafeler kat edilmiş. Dolayısı ile TUA kurulmadan önce başlamış çalışmalar var.

TUA, bu tabloda nasıl devreye giriyor? TUA’nın kuruluşuyla birlikte üstlendiği önemli bir rol var: Türkiye’de, uzayla ilgili her türlü çalışmayı ve faaliyeti koordine etmek; gerektiğinde bunları teşvik etmek, desteklemek; bunların sertifikasyonunu, düzenlemelerini, denetlemelerini yapmak. Örneğin, Milli Uzay Programı’nın iki numaralı hedefi de bu yönde. Uydu alanında bir dünya markası çıkartmak istiyoruz. Tabii bu birden bire olmayacak. Onlarca yıldır uydu işinde olan büyük firmalar var. Bunlarla bir anda rekabet etmeye başlayacağız demek çok gerçekçi değil. O yüzden ilk önce, parça ve alt sistem bazında bir tedarikçi haline gelmemiz; ilerleyen dönemde ise uydunun tümünü sağlayan bir oyuncu olmamız, daha uygun bir yol haritası olarak görünüyor.

Milli Uzay Programı kapsamında hayata geçirilecek projeler arasında, 9 Şubat’taki etkinlikte imzalanan “Milli Uydu Üretim Şirketi Kurulmasına İlişkin Protokol”ü ve “Artırılmış X-Işını Zamanlama ve Polarimetri Uydusu Geniş Alan İzleme Uygulama Yazılımı Proje Sözleşmesi” de yer alıyor.

Uydu, çalışmalarımızın bir boyutu. Bir diğer boyutu ise fırlatma. Ülkemizde bu alanda üç kurum ön plana çıkıyor: Roketsan, DeltaV ve TÜBİTAK SAGE. Roketsan, Mikro Uydu Fırlatma Sistemi (MUFS) projesini yürütüyor. Ayrıca, sonda roketleri ile uzay sınırı kabul edilen 100 km irtifayı geçmeyi başardı. DeltaV, hibrit roket motorları geliştiren, çok başarılı bir şirketimiz. Bizi aya ulaştıracak motoru da geliştiriyor. TÜBİTAK SAGE, daha çok silahlı kuvvetlere yönelik çalışmalar yapsa da bizim de yararlanabileceğimiz, ciddi bir birikime sahip.

Bunların yanı sıra yazılım ve donanım alanında çözümler sağlayan ve sağlayabilecek çeşitli firmalarımız da var. TUA olarak yapmamız gereken, bu altyapıyı derleyip toplayıp doğru bir şekilde yönlendirmek ve desteklemek.

TUA’nın kuruluşuyla birlikte üstlendiği önemli bir rol var: Türkiye’de, uzayla ilgili her türlü çalışmayı ve faaliyeti koordine etmek; gerektiğinde bunları teşvik etmek, desteklemek; bunların sertifikasyonunu, düzenlemelerini, denetlemelerini yapmak.

Milli Uzay Programı’nın lansman etkinliği sırasında, Türkiye Uzay Ajansının planlanan projelerine değinen bir video gösterimi de yapıldı.

MSI Dergisi: Konuya, bardağın dolu ve boş tarafları açısından baktığımızda, uzay sektörünün durumu ile ilgili nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Ayrıntılara girmeden önce, bizim genel bir artımıza dikkat çekmek istiyorum: Türk milletinin iş yapış tarzı. Ben, üniversite tahsilimi Almanya’da yaptım, Batı dünyasını biraz bilirim. Batı’da, bir işe başlamadan önce, uzun bir planlama sürecinden geçilir. Her türlü ihtimal göz önüne alınır ve en ince ayrıntısına kadar planlama yapılır. Biz ise millet olarak böyle çalışmayı çok sevmeyiz. İşe hemen girişiriz ve “Kervan yolda dizilir” atasözünde olduğu gibi sorunlar çıktıkça her şeyi süreç içinde çözmeye çalışırız. Bu konuda, yüzyıllar boyunca oluşmuş bir becerimiz de var.

Batı’nın iş yapış tarzı, geçtiğimiz yüzyılda önemli bir avantajdı. Ancak günümüzde, her şey çok hızlı gelişiyor. Hızlı davranmak, sorunlarla karşılaşınca bunları hızlı bir şekilde çözmek, artık daha önemli. Dünya Ekonomik Forumu’nun Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Klaus Schwab’ın dediği gibi, artık büyük balığın küçük balığı yediği değil; hızlı balığın yavaş balığı yediği bir dünyada yaşıyoruz. Bu tabloda, çok avantajlı bir konumda olduğumuzu değerlendiriyorum.

Bardağın boş tarafında ise en ciddi sorunumuz, insan kaynağımızın yetersizliği. Bütçe konusu da çok gündeme getirildi; ancak maddi kaynak, bir şekilde mutlaka bulunur. İnsan kaynağı ise bir anda oluşan bir şey değil. Önümüzdeki 10 yıl içinde, 10.000 uzman yetiştirmeyi hedefliyoruz. Bu, birden olmayacak; bir süreç alacak. Bu süreçte de yurt dışındaki Türk vatandaşlarından, gerektiğinde yabancı uyruklu uzmanlardan faydalanmayı hedefliyoruz.

Bardağın boş tarafı ile ilgili önemli bir diğer konu da özel sektörün katılımı. Özel sektörü çok iyi anlıyorum. Yaşayabilmesi için, sürdürülebilirlik için para kazanması gerekiyor. O yüzden önüne gelen bir konuya, “Bu ne kadarlık bir iş hacmi oluşturur?” bakış açısı ile bakıyor ve bir potansiyel görmezse o işe girmiyor. Burada, bize iş çok düşüyor. Özel sektörün önünü açacak projeler kurgulamamız ve özel sektörü desteklememiz gerekiyor. Ayrıca, özel sektörün yurt dışına açılmasına yardımcı olmamız da gerekiyor. Bu, ortak girişim şirketleri ile olabilir, teknoloji transferi ile olabilir, doğrudan yatırım ile olabilir. Özel sektörü mutlaka bu işin içine çekip onların dinamizminden yararlanmamız gerekiyor. Dünyadaki örnekler de böyle. ABD’den ya da Avrupa’dan değil, Çin’den örnek vereceğim. Komünizmle idare edilen Çin’de bile fırlatma işini, dört tane özel sektör firması üstleniyor.

Hibrit roket motorları üzerinde çalışan DeltaV, Milli Uzay Programı kapsamında, aya erişimi sağlayacak motoru geliştirecek.

TUA Sektörü Yapılandıracak

MSI Dergisi: Milli Uzay Programı’nın, Türkiye’de uzay sektörünü yapılandıracağını ya da şekillendireceğini söylemek uygun olur mu? Cevabınız “Evet” ise bu yapılandırmanın nasıl olacağını sizden dinleyebilir miyiz?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Bunu söylemek kesinlikle uygun olur. Yapılandırma ile ilgili çalışmalarımız, “sürdürülebilirlik” odağında yürüyor. Gelişmekte olan uzay sektörümüzün, dünya ile rekabet edebilen sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını hedefliyoruz. Bunun için bir dönüşümün yaşanması gerekiyor. Ülkemizdeki dağınık yapının toparlanması gerekiyor. Bu sürece, uydu alanında kurduğumuz şirketle başladık. Tabii bu üst seviye bir yapılanma. Alt seviyelere indiğimizde, daha yapılacak çok şey var. Örneğin, uydu alanında ulaştığımız yerlilik oranı, %60 civarında. Daha gitmemiz gereken %40’lık yol var. Bu yolda da sektörün yapılanması konusunda adımlar atacağız.

Uzay sektöründe, uydu şirketimiz gibi ana oyuncular olacak; ancak bunların bir de ekosistemi olacak. Büyük oyuncular, her şeyi kendisi yapmayacak ve ekosistemin gelişiminde lokomotif rol oynayacak.

Fırlatma ile ilgili çalışmalar da TUA’nın faaliyet alanları arasında yer alıyor.

MSI Dergisi: Yeri gelmişken sormak istiyoruz: Siz, millilik ve yerlilik kavramlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Millilik ve yerlilik konusunu çok önemsiyoruz. Millilikten şunu anlıyoruz: Bir sistemin ya da bileşenin tüm mühendislik ve tasarım çalışmalarının bizim tarafımızdan yapılmış olması ve bizim tarafımızdan üretilebilmesi.

Yerlilik kavramını ise üretimle ilgili bir konu olarak görüyoruz. Her şeyden önce, ekonominin temel bir kuralını hatırlamakta fayda var: Bir şeyi üretemiyorsanız, onu ucuza alamazsınız. Kuruluşumuzdan beri kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen bizim bile başımıza geldi; yurt dışından aldığımız bir parçayı Türkiye’de ürettirmeyi başarınca, yurt dışındaki üretici fiyatını oldukça düşürdü. Bu tür durumlar bizleri şaşırtmamalı; ekonominin doğasında olan bir şey. O yüzden bir şeyi Türkiye’de üretebiliyor olmamız çok kritik ve vazgeçilmez bir kabiliyet bizim için.

Bununla beraber, her zaman her şeyi bizim üretmemiz, çeşitli nedenlerle tercih edilen bir şey olmayabiliyor. Örneğin, bir şeyi yurt dışından daha ucuza alabiliyorsanız, maliyetinizi düşürerek rekabette öne geçebilmek için bu yolu tercih edebiliyorsunuz. Ya da uluslararası iş birliklerinde, iş birliğinin tüm taraflarının üstlendiği görevler oluyor ve bu görev dağılımı nedeni ile kendi üretebildiğiniz bir şeyi, iş ortağınız ülkeden tedarik edebiliyorsunuz. Bunların hepsi, olabileceğini kabul ettiğimiz durumlar. Bir şeyi dışardan alabiliriz; gerektiğinde üretebilecek kabiliyetlerimiz var oldukça bu bir sorun teşkil etmez. En sonunda üretimi biz yapmayacak olsak bile önümüze bir engel çıktığında ihtiyaç duyacağımız tüm kabiliyetleri kazanmak konusunda kararlıyız ve yol haritalarımızı bu yönde hazırlıyoruz.

TUA Yönetim Kurulu, toplantı halinde

“Yarışmalar Düzenleyebiliriz”

MSI Dergisi: Milli Uzay Programı’nın önünde, projeler ve bunların sektöre aktarımı ile ilgili nasıl bir yol haritası var?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Ar-Ge projelerimizi, TÜBİTAK üzerinden yürüteceğiz. Bunların dışında, Ar-Ge niteliği olsun ya da olmasın, bizim önemli gördüğümüz alanlarda projeler gündeme gelebilir. Örneğin, uzay uygulamalarına yönelik elektromanyetik sistem teknolojileri, lazerle haberleşme gibi konular, bizim için önemli. Bu önemli konularda bir şeyler yapmak isteyenleri ya da yaptığı şeyi uzay alanına uyarlamak isteyenleri de desteklemeyi hedefliyoruz. Zaten bazı konuları Türkiye’de kimlerin yapabileceği belli. Onları doğrudan desteklemeyebiliriz.

Bazı konularda, NASA modelini esas alan yarışmalar açabiliriz. Bu modelde, yarışma, her biri projenin bir aşamasına denk gelen safhalarda yürütülüyor. Örneğin, ilk aşamada ön tasarımı yaptırıyorsunuz. 10 firma ya da üniversite katılıyor. Bu aşamada çalışmalar henüz kâğıt üzerinde olduğu için maliyeti de düşük ve bu 10 takımı da makul bütçelerle destekleyebiliyorsunuz. Aşamanın sonunda, örneğin, altı tanesi kriterlerinizi karşılıyor ve sonraki aşamaya, bu altısı ile devam ediyorsunuz. Böyle böyle ilerliyorsunuz ve sonunda tek yarışmacı kalıyor ve size talep ettiğiniz çözümü sunuyor.

Bu kurguda, kimse kaybetmiyor; herkes, üstlendiği işin karşılığını alıyor. Herhangi bir aşamada elenen üniversite ya da firma, yine de önemli birikimler kazanıyor; hatta bazıları, geri kalan aşamaları kendi öz kaynakları ile aşıp yine de bir ürün çıkartabiliyor.

Böyle kurgular yapmazsanız uzay gibi yüksek teknolojinin kullanıldığı, risklerin de yüksek olduğu bir alana küçük oyuncuları çekemezsiniz. Sadece büyüklerle çalışırsanız da hantallaşma ve tekelleşme tehlikesi yaşarsınız.

Burada kümelenmelere de ayrı bir parantez açmak istiyorum. Ülkemizde, farklı şehirlerde savunma ve havacılık kümelenmeleri var. Ben de çoğunu ziyaret ettim. Hem kümelerin hem de üyelerinin kabiliyetlerini gözlemleme fırsatı buldum. Kümelerimiz, “Bize ihtiyacınız olan çözümleri söyleyin, biz ilgili küme firmalarımızla bunları geliştirip size teslim edelim.” diyorlar. Bunu da yapabileceklerini, gözlemlerime dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim. Böyle bir modelde de çalışabiliriz.

Tabii böyle kurgulara, mevzuatın da izin vermesi gerekiyor. Şu anda mevzuatta bunların tam karşılığı yok; ancak ben devletimizin, bu özel alan için gerekli düzenlemeleri yapacağına inanıyorum.

NASA modelini esas alan yarışmalar açabiliriz. Bu modelde, yarışma, her biri projenin bir aşamasına denk gelen safhalarda yürütülüyor. Örneğin, ilk aşamada ön tasarımı yaptırıyorsunuz. 10 firma ya da üniversite katılıyor. Bu aşamada çalışmalar henüz kâğıt üzerinde olduğu için maliyeti de düşük ve bu 10 takımı da makul bütçelerle destekleyebiliyorsunuz. Aşamanın sonunda, örneğin, altı tanesi kriterlerinizi karşılıyor ve sonraki aşamaya, bu altısı ile devam ediyorsunuz. Böyle böyle ilerliyorsunuz ve sonunda tek yarışmacı kalıyor ve size talep ettiğiniz çözümü sunuyor.

MSI Dergisi: Burada, KOBİ’lere bir parantez açacak olursak uzay sektöründe KOBİ’lerin rolünü nasıl görüyorsunuz?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: KOBİ’ler bizim için çok önemli, çünkü butik çalışabiliyorlar. Özel bir konuda derinleşebiliyorlar. Büyük yapılar bu derinleşmeyi yapamıyorlar ya da yapsalar bile bu çok maliyetli olabiliyor ve uzun bir zaman alabiliyor.

Biz, yeni girişimlere, yani start-up’lara da büyük önem veriyoruz. Bir konuda yetişmiş, bir fikri olan, bir şeyleri başaracağına inanan girişimcilerimizin start-up kurarak ya da çalıştığı yerin de desteği ile spin-off olarak şirketleşerek ekosistemimize katılmasını istiyoruz. Bu girişimleri destekleyeceğiz. Bu tür girişimler, aslında çok küçük desteklere ihtiyaç duyuyor. Mevzuat çerçevesinde bu destekleri vermek istiyoruz.

Biliyorsunuz, Uzay Teknolojisi Geliştirme Bölgesi kurma çalışmalarımız da ilerliyor. Ekosistemimizin tüm paydaşlarını burada toplamak istiyoruz. Şu anda bu bölgenin, bakanlığımız tarafından teknoloji geliştirme bölgesi olarak ilan edilmesi sürecini bekliyoruz. Bu tamamlanır tamamlanmaz, 1,5-2 sene içinde bölgemiz faal hale gelecek. Ekosistemin burada toplanması ile bir sinerji oluşacak. Hatta yurt dışındaki firmalardan da bu bölge için talepler geliyor.

Uzay Teknolojisi Geliştirme Bölgesi’ni, yatay mimarili bir kampüs olarak kurguluyoruz. Uzay Müzesi gibi, milletimizin de ziyaret edip zevk alacağı birimleri oluşturmayı da hedefliyoruz.

Ülkemizde, farklı şehirlerde savunma ve havacılık kümelenmeleri var. Ben de çoğunu ziyaret ettim. Hem kümelerin hem de üyelerinin kabiliyetlerini gözlemleme fırsatı buldum. Kümelerimiz, “Bize ihtiyacınız olan çözümleri söyleyin, biz ilgili küme firmalarımızla bunları geliştirip size teslim edelim.” diyorlar. Bunu da yapabileceklerini, gözlemlerime dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim. Böyle bir modelde de çalışabiliriz.

TUA, ekosistemin tüm paydaşlarını, Uzay Teknolojisi Geliştirme Bölgesi’nde toplamayı hedefliyor.

MSI Dergisi: Projelere dönecek olursak, bunların sektöre aktarılması ile ilgili nasıl bir takvim var?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Milli Uzay Programı, 10 yıllık bir süreci kapsıyor. Bununla beraber, bu takvimi, bahsedilen hedeflere ulaşma ile ilgili bir çerçeve olarak görmek gerekir. “Bu hedeflere, 10 sene içinde ulaşacağız.” diyoruz. Ay’a ulaşmak gibi bazı hedefler için ise bu 10 yıllık süreçte belirlediğimiz tarihler var. Örneğin Ay’a sert inişi, 2023’te gerçekleştirmeyi hedefliyoruz ve bunun, Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını taçlandıracak bir gelişme olmasını istiyoruz. Ama bunların dışındaki hedefler, bu 10 senelik süreçte, gelişmelere göre şekillenecek ve farklı zamanlarda tamamlanacak.

Şunu da belirtmek gerekir: Bu hedeflerde yer alan birçok konu, 10 yıl sonrasında da sürekliliği olacak alanları kapsıyor. Bilimsel çalışmalar, uzay havası, insan kaynağı yetiştirilmesi, ekosistemin geliştirilmesi gibi konular, sürekli gündemde olacak.

Bütçe Sorun Değil

MSI Dergisi: Projelere ayırılacak mali kaynak ile ilgili durumu sizden dinleyebilir miyiz?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Milli Uzay Programı açıklandığında, programdaki hedefler üzerinden TUA’nın bütçesi çok konuşuldu. Ancak açıklanan büyük hedeflerin, TUA’nın bütçesi dışında kendi bütçelerinin olmasını öngörüyoruz. Bunun çalışmaları ayrıca yapılıyor.

Daha genel bir perspektiften baktığınızda, biz, çok makul bütçelerle önemli çalışmalar yapabiliyoruz. Hibrit roket motoru geliştirme çalışmalarımız, bunun güzel bir örneği. Dünyadaki muadillerine göre çok daha makul bir bütçe ile bunu başarıyoruz.

TUA’nın, yaklaşık 50 milyon dolarlık bir kaynağı var şu anda. Biz bu kaynakla birçok proje başlatabiliriz ve bunları, daha yüksek bütçe gerektirecek ileriki aşamalara kadar desteklemeye devam edebiliriz. Dolayısı ile bizim şu anda mali kaynak konusunda gördüğümüz herhangi bir sorun olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Milli Uzay Programı’nın 10 Hedefi
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılında, sert iniş yöntemi ile Ay’a ilk teması gerçekleştirmek. 2028 yılında ise yumuşak iniş yöntemi ile Ay’a ulaşmak.
2. Yeni nesil uydu geliştirme alanında, dünya ile rekabet edebilecek ticari bir marka ortaya çıkarmak.
3. Türkiye’ye ait bir bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi geliştirmek.
4. Uzaya erişimi sağlamak ve bir uzay limanı işletmesi kurmak.
5. Uzay havası ya da meteorolojisi olarak tanımlanan alana yatırım yaparak Türkiye’nin uzaydaki yetkinliğini arttırmak.
6. Türkiye’yi astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin yerden takibi konularında daha yetkin bir ülke konumuna getirmek.
7. Türkiye’de uzay sanayisi ekosistemini daha da geliştirmek.
8. Uzay Teknolojisi Geliştirme Bölgesi kurmak.
9. Uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağını geliştirmek.
10. Bir Türk vatandaşını uzaya göndermek.

MSI Dergisi: Türkiye’de uzay alanında yürütülen projelere baktığımızda ve TUA’nın kuruluş tarihinin 2018 yılı olduğunu da dikkate aldığımızda; TUA’nın uhdesinde olmayan, diğer kurum ve kuruluşlarımızın yürüttüğü çeşitli projeler olduğunu görüyoruz. TUA’nın, bu projelere katılımı ya da katkısı söz konusu olacak mı?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Bahsettiğiniz projelerden Türksat 6A ve İMECE’de sona gelindi. Bizim destek verebileceğimiz bir konu olursa elimizden geleni yapıyoruz. Nitekim Türksat 6A için verdiğimiz bir destek oldu. Gerekirse yine veririz.

Burada, daha genel bir çerçevede şunu söylemek isterim. Açıkladığımız hedefler, büyük bir heyecan uyandırdı ve kamuoyu, eminim ki bunları çok yakından takip edecek. Bu hedeflerle ilgili altyapıları oluşturacak birçok projeyi de yürütüyor olacağız. Bunlar, belki teknik nitelikleri ile ya da konu aldıkları çok özel teknolojilerin karmaşıklığı nedeni ile kamuoyuna çok hitap etmeyecek; ancak bu projeler bizim için çok önemli. Böyle projeleri gözetleyecek, koordine edece kurum da TUA; başka bir kurum yok.

TUA’nın, yaklaşık 50 milyon dolarlık bir kaynağı var şu anda. Biz bu kaynakla birçok proje başlatabiliriz ve bunları, daha yüksek bütçe gerektirecek ileriki aşamalara kadar desteklemeye devam edebiliriz. Dolayısı ile bizim şu anda mali kaynak konusunda gördüğümüz herhangi bir sorun olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Uluslararası İş Birlikleri Başlıyor

MSI Dergisi: Eğitim faaliyetleriniz kapsamında, sektörün insan kaynağı açığını gidermeye yönelik nasıl çalışmalarınız olacak?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: TUA, bir eğitim kurumu değil; bu nedenle bizim eğitim ya da burs verme gibi faaliyetlerimiz olmayacak. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ve TÜBİTAK gibi paydaşlarımızla bir dizi konuda iş birliği yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

Şu anda 15 üniversitemizde, bizimle ilgili fakülteler var. Pandemi öncesinde, geçen yılın başında YÖK Başkanımızı ziyaret etme fırsatı bulmuştum. Kendisi ile uzun uzun konuştuk. Bizden, uzay alanındaki yüksek lisans ve doktora programlarının konularını belirlememizi talep ettiler. Var olan müfredatları gözden geçiriyoruz. Bunların yenilenmesi ve geliştirilmesi için üniversitelerle temas halindeyiz.

Yurt dışındaki üniversitelerle de iş birlikleri başlatıyoruz. Türkiye’deki 3 üniversite ile Çin’deki 3 üniversite arasında, çift diploma çalışması için bir girişimde bulunduk. Batı’daki üniversitelerle de benzer çalışmalar yapacağız.

Sadece yükseköğretim değil; orta öğretime yönelik de çalışmalarımız var. Bir farkındalık yaratmak ve özellikle parlak öğrencilerimizi bu alana çekmek istiyoruz.

TUA, aralarında TÜBİTAK UME’nin de bulunduğu bir dizi yurt içi paydaş ile iş birlikleri yapıyor.

MSI Dergisi: Uzay alanında uluslararası iş birlikleri önemli bir yer tutuyor. TUA’nın uluslararası iş birlikleri konusundaki faaliyetleri ve hedefleri konusunda bilgi verir misiniz? Örneğin, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) üyeliği konusunda neler söylemek istersiniz?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Uluslararası iş birliklerine çok önem veriyoruz. Bu tür iş birlikleri kurmadan bazı şeyleri başarmanız mümkün olmuyor.

Uluslararası iş birliklerini iki kategoride ele alıyoruz: Uzay alanında gelişmiş ülkelerle yapacaklarımız ve uzay alanında gelişmekte olan ülkelerle yapacaklarımız.

Uzay alanında gelişmiş ülkelerin hemen hepsi ile temas halindeyiz. Rusya, Çin ve Japonya ile görüşmelerimiz nispeten daha ileri bir noktada. Bu ülkelerden öğrenebileceğimiz şeyler var; biz de bazı çalışmalarda onlara katkı sunabiliriz.

Burada ABD’ye bir parantez açmak gerekiyor. NASA, bazı alanlardan çekiliyor ve bu alanları özel şirketlere bırakıyor. Biz de bu doğrultuda SpaceX, Blue Origin, Lockheed Martin gibi firmalarla temas halindeyiz.

Uzay alanında gelişmekte olan çok sayıda ülke var. Bunların da çoğu ile iletişim kurduk. Yaklaşık 20’nin üzerinde ülke ile temas halindeyiz. Bir kısmı ile ikili anlaşmalar imzaladık. Milli Uzay Programımızın açıklanması, bu görüşmeleri hızlandırdı. Program, dünya genelinde ilgi görüyor. Birçok ülkenin katılımı ile ortak projeler yapabiliriz. Zaten uzay alanında insanlığın şu anda en önemli projesi diyebileceğimiz Uluslararası Uzay İstasyonu da bunun bir örneği. Bu istasyonda, ABD ve Rusya gibi rakip ülkeler bir araya gelebiliyor. Aslında her iki ülke de kendi istasyonunu kurabilir. Neden iş birliği yapıyorlar? Çünkü iş birlikleri, kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Biz de aynı anlayışla yaklaşıyoruz iş birliklerine.

ESA üyeliği önemli; ancak zamanında o treni kaçırmışız. Şu anda üyelik ile ilgili bir gelişme gündemde değil. Ancak ESA’nın projelerinde yer almaya başlıyoruz. Programımızın açıklandığı etkinlikte, Sabancı Üniversitesi ve TÜBİTAK Uzay ile imzaladığımız; “Artırılmış X-Işını Zamanlama ve Polarimetri Uydusu Geniş Alan İzleme Uygulama Yazılımı Proje Sözleşmesi”, bir ESA projesi kapsamında yer alıyor. ESA projelerinde yer aldıkça ve ESA üyesi ülkelerle ilişkilerimizi geliştirdikçe, üyelik konusunda ilerlemeler kaydedeceğimizi değerlendiriyoruz.

TUA, yurt dışı iş birlikleri konusunda da bir dizi çalışma yürütüyor.

Uzay ile ilgili konulara, “Bir yerde yoksanız, oradaki hakkınızı savunmazsınız.” düsturu ile yaklaşıyoruz. Türkiye’nin uzayda olmaması kabul edilemez. O yüzden bütün gücümüzle uzaydaki varlığımız daha da geliştirmek, bu varlığı tahkim etmek zorundayız. Bu yönde çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.

MSI Dergisi: Eklemek istediğiniz başka bir konu ya da konular var mı?

Serdar Hüseyin YILDIRIM: Uzay ile ilgili konulara, “Bir yerde yoksanız, oradaki hakkınızı savunmazsınız.” düsturu ile yaklaşıyoruz. Örneğin, Ay ile ilgili hedeflerimiz eleştiriliyor; “Ay’da, keşfedilmemiş bir şey kaldı mı ki?” sorusu yöneltiliyor. Ay’a gidişimizin bir nedeni de orada varlık göstermek. Kaldı ki Ay’ın, önümüzdeki dönemde, başta Mars olmak üzere diğer gök cisimlerine yapılacak yolculuklarda bir fırlatma üssü olarak kullanılması söz konusu. ABD ve diğer ülkeler de Ay ile ilgili çalışmalarını yoğunlaştırıyor.

Türkiye’nin uzayda olmaması kabul edilemez. O yüzden bütün gücümüzle uzaydaki varlığımız daha da geliştirmek, bu varlığı tahkim etmek zorundayız. Bu yönde çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu ve Ajans Başkanı Serdar Hüseyin Yıldırım’a, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

 169 Toplam Görüntüleme,  7 Günlük Görüntüleme

İlgili İçerikler

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda bilgi sahibi olduğunuzu düşünüyoruz, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Detaylı bilgi almak için tıklayın.